Geçen gün bir arkadaşım bana dedi ki: “Bu kış yağmur çok yağdı… yaz rahat geçer değil mi?”
Dedim ki: “Yağmur yağıyor diye su çoğalmaz…
bazen sadece vicdan rahatlar.”
Bir an sustu. Ben de sustum.
Çünkü mesele su değil…
Mesele bizim suyla kurduğumuz ilişki.
İzmir’de musluğu açıyorsun… Su geliyor.
Bodrum’da açıyorsun… Bazen geliyor, bazen dua geliyor.
Çeşme’de açıyorsun… Yazın biraz şans işi.
Ama üçünde de ortak bir şey var: Biz suyu hep var sanıyoruz.
Sabah diş fırçalarken akan su…
Duşta biraz daha uzattığımız o süre…
Bahçede hortumla serinleyen akşamlar…
Hepsi küçük şeyler gibi görünüyor.
Ama su dediğin şey küçük ihmallerin toplamında tükeniyor.
Bir veri söyleyeyim sana.
Dünya genelinde 2,2 milyar insan temiz suya erişemiyor.
Yani bu yazıyı okuyan her üç kişiden biri suya ulaşamıyor gibi düşün.
Ama biz hâlâ şunu konuşuyoruz: “Deniz bu yaz sıcak mı olacak?”
22 Mart… Dünya Su Günü
Aslında bir kutlama değil bu.Bir hatırlatma.
1992’de Rio’da başlayan bir fikir.
1993’ten beri her yıl karşımıza çıkıyor.
Ama biz her yıl aynı şeyi yapıyoruz:
Paylaşıyoruz… Unutuyoruz.
2026’nın teması ne biliyor musun?
Yeraltı suyunu görünür yapmak.
Bak bu çok kritik.
Çünkü yeraltı suyu… Bizim görmediğimiz ama kullandığımız hayat.
Toprağın altında sessizce biriken… Ama biz hızla tüketirken sesi çıkmayan bir kaynak.
Prof. Doğan Yaşar hoca yıllardır aynı şeyi söylüyor: “Yeraltı suları, Türkiye’nin gizli hazinesidir… Ama biz o hazineyi plansız kullanıyoruz.”
Daha açık söyleyeyim mi?
Biz suyu harcamıyoruz.
Biz geleceği peşin peşin tüketiyoruz.
Gelelim Ege’ye…
İzmir…
Barajlar doldu diye seviniyoruz.
Ama o barajların dolması… Sadece bugünü kurtarır.
Yeraltı suyu dolmadıysa… Yarın yine susuzluk konuşulur.
Bodrum…
Yazın nüfus kaç kat artıyor?
3 kat?
5 kat?
Belki daha fazla.
Peki su?..Aynı. Hatta daha az.
Çünkü yeraltı suyu çekiliyor… Deniz suyu içeri sızıyor…Ve bir gün musluktan akan şey su değil, tuzlu bir hatıra oluyor.
Çeşme…
Rüzgar var.
Güneş var.
Turizm var.
Ama su yoksa…
Hiçbirinin anlamı yok.
Şimdi herkesin aklındaki soru: “Bu kış yağışlar iyi miydi?”
Evet… Yağmur yağdı. Barajlar doldu. Toprak biraz nefes aldı.
Ama şunu kimse söylemiyor: Yağmur kurtarmaz… Alışkanlık değiştirmek gerekir.
Eğer alışkanlık aynıysa sonuç da aynı olur.
Bak çok net ; Türkiye su zengini bir ülke değil.
Kişi başına düşen su miktarı stres sınırında.
Yani biz aslında; “az suyla çok yaşamayı öğrenmesi gereken” bir ülkeyiz.
Ama biz ne yapıyoruz?
Çok su varmış gibi yaşıyoruz.
Biraz da yeraltına inelim… Yeraltı suyu nasıl oluşur?
Yağmur yağar… Toprağa süzülür… Yıllar içinde birikir.
Yani bugün kullandığın su… Belki 10 yıl önce yağan yağmur. Belki 50 yıl önce.
Ve sen onu 5 dakikalık duşta tüketiyorsun.
İşte mesele burada.
Zamanla oluşan bir şeyi anlık tüketiyoruz.
Tarım… Ege’nin can damarı.
Ama aynı zamanda suyun en çok kullanıldığı alan.
Yanlış sulama teknikleri…
Gündüz yapılan sulamalar ve buharlaşma…
Su gidiyor.
Toprak susuyor.
Çiftçi zorlanıyor.
Turizm… Ege’nin ekonomisi.
Ama yazın gelen milyonlarca insan aynı suyu kullanıyor.
Oteller, havuzlar, bahçeler…
Hepsi su istiyor.
Ama doğa şunu demiyor: “Turizm sezonu geldi, biraz daha su üreteyim.”
İklim değişikliği…
En sessiz ama en güçlü etki.
Yağışlar düzensizleşiyor. Kuraklık artıyor. Ani seller çoğalıyor.
Yani su ya hiç gelmiyor ya da bir anda gelip gidiyor.
Toprak tutamıyor.
Yeraltı beslenemiyor.
Şimdi sana bir soru: Su gerçekten azalıyor mu?
Yoksa biz mi çoğalıyoruz?
Belki de cevap şu: Su aynı ama biz artık o suya sığmıyoruz.
Peki ne yapacağız?
Büyük laflar değil. Küçük alışkanlıklar.
Duş süresi… 2 dakika kısaltsan ne olur?
Hiçbir şey kaybetmezsin. Ama çok şey kazanırsın.
Diş fırçalarken suyu kapatmak…
Basit. Ama etkisi büyük.
Bahçeyi hortumla değil damla sulamayla sulamak…
Fark yaratır.
Yağmur suyunu biriktirmek… Eskiden köylerde vardı. Şimdi “yenilik” diye anlatıyoruz.
Ve en önemlisi: Çocuklara öğretmek.
Çünkü suyu kurtaracak olan alışkanlık değişimi.
Bir gün musluğu açtığında su akmazsa ne yaparsın?
Panik!..
Ama aslında o gün gelmeden
panik yapmamız gerekiyor.
Birleşmiş Milletler diyor ki: 2030’a kadar herkes için temiz su.
Güzel hedef. Ama şu an gerçek değil.
Çünkü biz hedef koyuyoruz ama davranış değiştirmiyoruz.
Yaz geliyor. Ege yine dolacak.
Plajlar, marinalar, sokaklar…
Herkes “tatil” diyecek.
Ama su sessizce azalacak.
Gel bu yaz bir şey deneyelim mi?
Denize girdiğinde sadece serinleme.
Bir de düşün: Bu deniz, bu su, bu hayat…
Ne kadar daha bizimle?
Yazının en net cümlesi şu: Su yoksa hayat yok değil… Su yoksa farkındalık yok.
Çünkü insan suyu kaybetmeden
kıymetini anlamıyor. Belki dünyayı kurtaramayacağız. Ama en azından musluğu kapatabiliriz.
Dünya bazen büyük kuraklıklarla değil
küçük israflarla susuz kalır.
Belki de çözüm bir damlayı ciddiye almaktır.