Bazen bir haber okursun…
Geçip gitmez içinden.
Durur. Yüreğine oturur. Sonra oradan bir cümle yükselir: “İşte bu…”
İzmir’de bir lise öğrencisi…Henüz 16 yaşında. Adı Melek Öztürk. Ama hikâyesi sıradan değil. Çünkü o bir proje yapmadı sadece… Bir acıyı dönüştürdü. Bir kaybı, umuda çevirdi.
Annesini kanserden kaybetti.
Hem de öyle uzaktan değil…
İçinde yaşayarak… Her aşamasına şahit olarak… Bir hastanın ve bir yakınının çaresizliğini iliklerine kadar hissederek…
Ve sonra ne yaptı biliyor musunuz?
Dağılmadı. İsyan etmedi. “Ben ne yapabilirim?” dedi. İşte bu soru bir ülkenin kaderini değiştirebilecek sorudur. Bugün o genç kız, “ONCOMathRIX” adını verdiği bir sistem geliştirdi. Yapay zekâ destekli. Erken ve doğru teşhis için çalışan bir sistem. Yüzde 97 başarı oranına ulaşmış. Bakın burası çok önemli…
Biz hâlâ “gençler telefona bakıyor” diye şikâyet ederken, Bir genç telefonun, bilgisayarın, bilimin içine girip İnsan hayatına dokunan bir sistem geliştiriyor.
Sorun gençlerde değil.
Sorun onlara baktığımız yer. Z kuşağı diyoruz ya… Kimi küçümsüyor. Kimi anlamıyor. Kimi korkuyor. Ama kimse şunu söylemiyor: Bu ülkenin en büyük hazinesi yerin altında değil…
Üstünde.
Ve adı: Gençlik.
Anadolu’nun her köşesinde bir Melek var.
Belki bir köy okulunda…Belki bir kasabada…
Belki imkânı yok… Belki yol göstereni yok…
Belki “yapamazsın” diyen çok…Ama içinde bir şey var.
Bir kıvılcım. Biz o kıvılcımı ya söndürüyoruz…
Ya da büyütüyoruz.
Bakın çok açık söylüyorum: Türkiye’nin yer altı zenginliği önemli. Doğal kaynaklar önemli.
Ama bizim asıl zenginliğimiz insanımız. Zekâmız.
Potansiyelimiz. Ve biz bu zenginliği…
En çok nerede kaybediyoruz biliyor musunuz?
Sanal dünyada.
Saatlerce… Ama saatlerce… Hiçbir şey üretmeden tüketilen bir hayat…
Oysa o ekranın arkasında…
Bir bilim insanı olabilir.
Bir sanatçı olabilir.
Bir mucit olabilir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Yargılıyoruz. Kıyaslıyoruz. Korkutuyoruz.
Bastırıyoruz.
Melek’in hikâyesi bize şunu söylüyor: Fırsat verilirse… Türk genci imkânsızı başarır.
Bakın dikkat edin…
Onun arkasında ;.
Bir öğretmeni var.
Bir akademisyen var.
Bir okul var.
Yani ne var?
İnanan insanlar var.
İşte mesele bu. Biz her şeyi devletten bekliyoruz.
Ama unuttuğumuz bir şey var: Bu ülke kendi insan sermayesi ile büyür.
Sen inanacaksın.
Ben inanacağım.
Öğretmen inanacak.
İş insanı inanacak.
Bir genç fikrini söylediğinde… “Olmaz” demeyeceğiz. “Nasıl olur?” diyeceğiz.
Bugün dizilere bakın…
Kan…
Şiddet…
İhanet…
Entrika…Sürekli aynı senaryolar.
Peki neden?
Çünkü “reyting getiriyor” deniyor. Ben buna inanmıyorum. Ben şuna inanıyorum: Biz neyi gösterirsek toplum onu izler.
Bugün ekranlarda Melek gibi gençlerin hikâyeleri olsa… İnanın ilk başta izlenme düşük olur.
Ama sonra…
Bir çocuk izler. “Ben de yapabilirim” der.
Bir diğeri izler. O da başlar.
Sonra bir tane daha… Sonra bir tane daha…
Ve bir bakarsınız…Kartopu gibi büyümüş.
Çığ olmuş.Toplumun yönü değişmiş.
İşte gerçek reyting budur.
Biz yıllarca şunu kaçırdık: Rol modellerimizi yanlış seçtik. Oysa bu ülkenin gerçek kahramanları…
Laboratuvarlarda.
Atölyelerde.
Sınıflarda.Hayal kuran gençlerin içinde.
Melek annesini kaybetti. Ama başkaları annesini kaybetmesin diye bir sistem geliştirdi.
Bu bir proje değil.
Bu bir vicdan.
Bu bir bilinç.
Bu bir insanlık meselesi.
Şimdi kendimize soralım:
Biz gençlerimize ne veriyoruz?
Eleştiri mi?
Baskı mı?
Korku mu?
Yoksa…
Destek mi?
Güven mi?
Alan mı?
Ben inanıyorum. Hem de çok inanıyorum. Ülkemin gençlerine. Çünkü ben Anadolu’yu biliyorum. Oradaki çocukları biliyorum. O gözlerdeki ışığı görüyorum.
Yeter ki onları doğru yere yönlendirelim.
Bir çocuğa:“Sen yapamazsın” dersen
Gerçekten yapamaz.
Ama şunu dersen: “Deneyelim”
İşte o zaman başlar. Bugün Melek bir sistem geliştirdi.
Yarın binlercesi geliştirebilir.
Ama bunun için ne lazım?
Biraz cesaret.
Biraz destek.
Biraz güven.
Biz büyükler olarak…
En büyük hatayı nerede yapıyoruz biliyor musunuz? Kendi korkularımızı onların hayallerine yüklüyoruz.
“Zor”
“Olmaz”
“Boş ver”
“Garanti iş yap”
Ve sonra diyoruz ki: “Gençler neden üretmiyor?” Çünkü biz onların önünü kapatıyoruz Artık bir karar vermemiz gerekiyor. Bu gençleri ya eleştirmeye devam mı edeceğiz… Ya da onları büyüteceğiz.
Orta yolu yok.
Bakın çok net söylüyorum: Eğer biz bu gençleri desteklersek…10 yıl sonra bambaşka bir Türkiye konuşacağız.
Bilimde…
Sanatta…
Teknolojide…
Dünyaya yön veren bir Türkiye. Tıpkı yüz binlerce gencin hayallerini gerçekleştirmesi için bence muhteşem başarılı ve öncü olan TEKNOFEST kapsamındaki çeşitli disiplin ve kategorilerde teknoloji yarışmaları düzenlenmekte olduğu gibi...
Ama eğer desteklemezsek…
Sadece izleyen bir ülke oluruz.
Melek bize bir şey gösterdi. Şunu dedi aslında:
“Ben yaptım… Siz de yapabilirsiniz.”
Ama asıl soru şu: Biz onun gibi kaç kişiye fırsat veriyoruz?
Ben buradan herkese sesleniyorum:
Bir öğretmene…
Bir anneye…
Bir babaya…
Bir iş insanına…
Bir yöneticiye…
Bir sanatçıya…
Bir medya sahibine…
Bir karar vericiye…
Gençlere alan açın.
Onları dinleyin.
Onlara yatırım yapın.
Onlara güvenin.
Ve özellikle medyaya söylüyorum:
Artık bu hikâyeleri çoğaltın.
Çünkü toplum ne görürse…
Ona dönüşür.
Bugün bir kız çocuğu… Annesinin acısından bir umut doğurdu.
Yarın… Bu ülkenin kaderini değiştirecek olanlar da…Yine bu çocuklar olacak.
Ben inanıyorum. Hem de sonuna kadar. Bu ülkenin gençlerine.
Çünkü onların içinde… Henüz keşfedilmemiş milyonlarca Melek var.
Ve biz… Onlara inanırsak…Onlar sadece hayal kurmaz…Gerçekleştirir.
Unutmayın: Bir ülkenin geleceğiGençlerine verdiği değer kadardır. Ve biz o değeri verdiğimiz gün… Bu topraklardan sadece ağaç değil…
Bilim de yeşerecek.
Sanat da.
İnsan da.
Umut da.


