Bugün 30 Mart.
Adı biraz iddialı bir gün: “Kontrol Bende Günü.”İlk bakışta kulağa güçlü geliyor değil mi?
Sanki hayatın direksiyonuna geçmişsin, her şey senin komutunda, her şey planlı, her şey net…Ama gel sana dürüst olayım…
Yıllardır insanlarla çalışan biri olarak, danışanlarımın hikâyelerini dinleyen biri olarak şunu çok net söyleyebilirim:Çoğu insanın “kontrol bende” dediği yerde aslında gerçek şu:
Kontrol onların elinde değil, onlar kontrolün elinde.Ve bu, sandığımızdan çok daha yorucu bir hikâye.
KONTROLÜN YAKICI TARAFI
Kontrol etmek…
İlk başta güven verir.
Plan yaparsın.
Her ihtimali düşünürsün.
İnsanları, olayları, ilişkileri yönetmeye çalışırsın.
Ama sonra…
Yavaş yavaş bir şey başlar:
Yorgunluk.
Çünkü hayat…
senin planlarına göre akmaz.
Bir danışanım vardı.
Adını değiştireyim, Ayşe diyelim.
Ayşe’nin hayatı listelerden oluşuyordu.
Sabah kaçta kalkacağı, ne yiyeceği, kiminle ne konuşacağı…
Hatta eşinin nasıl davranması gerektiğine kadar bir planı vardı.
Seansa geldiğinde şunu söyledi:
“Her şeyi kontrol etmeye çalışıyorum ama hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor.”
Ona sadece şunu sordum:
“Peki hiç kontrol etmeyi bırakmayı denedin mi?”
Sustu.
Çünkü o soru…
onun için korkutucuydu.
GİZLİ KONTROLCÜLÜK
Bir de açık kontrolcüler vardır…
Her şeyi yönetmeye çalışanlar.
Ama daha tehlikelisi var:
Gizli kontrolcüler.
Onlar bağırmaz.
Emretmez.
Ama içten içe yönlendirmeye çalışır.
Mesela:
“Ben sadece senin iyiliğin için söylüyorum…”
Bu cümleyi duyduğun anda dur.
Çünkü çoğu zaman o cümle, kontrol etmenin nazik halidir.
Gizli kontrolcü kişi, karşısındakinin hayatına müdahale eder ama bunu sevgi kılıfına sokar.
Ve fark etmez…
aslında hem kendini hem karşısındakini sıkıştırdığını.
EGE’YE KAÇANLARIN HİKÂYESİ
Son yıllarda çok net bir şey görüyorum.
İnsanlar şehirlerden kaçıyor.
Ege kasabalarına…
Bodrum’a, Datça’ya, Foça’ya, Ayvalık’a…
Herkesin ortak cümlesi aynı:
“Daha sakin bir hayat istiyorum.”
Ama sonra ne oluyor biliyor musun?
Bir süre geçiyor…
ve o sakinlik bozuluyor.
Çünkü o insanlar, geldikleri yerin yükünü sırtlarında getiriyor.
Yeni bir yere yerleşiyorlar ama eski alışkanlıklarıyla…
eski kontrol ihtiyaçlarıyla…
eski kimlikleriyle.
Ve sonra başlıyorlar:
– “Burası böyle olmamalı…”
– “Şunu değiştirmek lazım…”
– “Bence burası daha iyi yönetilebilir…”
Yani aslında…
kaçtıkları şeyi yeniden kuruyorlar.
Neden?
Çünkü insan, yeni bir yerde
kimliğini ve kontrol hissini kaybettiğinde
onu yeniden inşa etmeye çalışır.
Ama burada kritik bir şey var:
Eğer biraz durabilseler…
biraz akışta kalabilseler…
Ege zaten onları açacak.
Bodrum…
yediveren gibi.
Ama biz ne yapıyoruz?
Toprağı kazıyoruz, çekiştiriyoruz, zorluyoruz…
Sonra diyoruz ki:
“Neden mutlu değilim?”
KONTROL ETMEK NEDEN BU KADAR CAZİP?
Çünkü kontrol, belirsizliği yok eder gibi hissettirir.
Ama gerçek şu:
Hayatta belirsizlik bitmez.Kontrol etmeye çalıştıkça sadece şunu yaparsın:
Kendini yorarsın.Ve en acısı…
sevdiklerini de yorarsın.
NE YAPMALI?
Bugün “Kontrol Bende Günü” olabilir.
Ama ben sana başka bir şey önereceğim:
Kontrolü bırakma günü yap bunu.
Ama tamamen değil.
Dengeli bir şekilde.
Şunları dene:
– Her şeyi planlama, bazı şeyleri akışa bırak
– İnsanları değiştirmeye çalışma
– “Ya olmazsa?” yerine “Olursa ne olur?” diye sor
– Gün içinde en az bir şeyi olduğu gibi kabul et
Ve en önemlisi:
Kendine şunu sor:
“Bu gerçekten kontrol etmem gereken bir şey mi?”
KONTROL ETMEDEN YAŞAMAK
Bak…
“Hiç kontrol etme” demiyorum.
Zaten mümkün değil.
Ama her şeyi kontrol etmeye çalışmak…
işte bu, insanı yakar.
İlişkileri yakar.
Şehirleri yakar.
Kasabaları bile değiştirir.
Ege’nin ruhunu bile bozar.
BİR GERÇEKLE YÜZLEŞELİM
Sen bir yere gittiğinde…
orayı değiştirmek zorunda değilsin.
Bazen sadece…
orada olmak yeterlidir.
Bazen sadece…
görmek, hissetmek, yaşamak.
BUGÜNÜN MESAJI
Bugün 30 Mart.
İstersen “Kontrol Bende” de.
Ama ben sana başka bir cümle bırakıyorum:
“Hayat bende değil… ama ben hayatın içindeyim.”
Ve bu çok daha özgür bir yer.
Sizler…
yerleştiğiniz yerlere kendi yükünüzü götürmeyin.
Onları değiştirmeye çalışmayın.
Kendinizi…
eşinizi…
çevrenizi…
Sürekli kontrol etmeye çalışmayın.
Biraz durun.
Biraz bırakın.
Biraz akışta olun.
“Zen” olmanıza gerek yok.
Ama…
“Hadi” olsanız yeter.
Çünkü bazen hayat…
sen bıraktığında başlar.


