sdvf

Serdar Karlıova


Ağaçlar Konuşsaydı, Bizden Şikâyetçi Olurdu...

Ağaçlar Konuşsaydı, Bizden Şikâyetçi Olurdu...


Orman…
Bir ağaç değil sadece.
Bir gölge değil yalnızca.
Bir nefes, bir geçmiş, bir gelecek…
Ve bazen de bir çığlık.

Bugün Ormancılık Haftası.
Kutlamak için mi buradayız?
Yoksa hatırlamak için mi?

Ben Ege Bölgesi’nde yaşayan biri olarak şunu çok net biliyorum: Bu coğrafyada orman, sadece doğa değildir.
Orman, bizim çocukluğumuzdur.
Orman, annemizin serin yaz akşamıdır.
Orman, dedemizin anlattığı hikâyedir.
Orman, kaybettiğimiz ve her yangında yeniden yitirdiğimiz bir hatıradır.

Ege’nin Ormanları bir Zamanlar Masaldı
Muğla…
Aydın…
İzmir…
Bu şehirler bir zamanlar sadece haritada yer alan isimler değildi.
Buralar çam kokusuydu.
Zeytinle rüzgârın konuştuğu yerdi.
Toprağın, insanla barış içinde yaşadığı nadir coğrafyalardandı.

Ege’nin ormanları tarih boyunca dirençliydi.
Kuraklığa alışkındı, rüzgârla dans etmeyi bilirdi.
Ama bir şeye hazırlıksızdı: İnsanın ihmali.

Yangın: Alev Değil, Bir Kayıp Hikâyesi
Son yıllarda Muğla, yangın haritalarında sadece bir şehir değil bir acının merkezi oldu.
Her yaz aynı cümleyi kuruyoruz; “Yangın sezonu başladı.”
Dikkat edin!..“Sezon.”Yangın artık doğal bir olay gibi konuşuluyor.
Sanki takvimi var.
Sanki olması normal.
Ama değil. Hiçbir orman yangını normal değil.

Muğla’da son yıllarda yüzlerce hektar alan kül oldu.
Sadece ağaçlar mı yandı? Hayır.
Bir sincap yuvası yandı.
Bir kuşun sabah şarkısı sustu.
Bir çocuğun gelecekte göreceği manzara yok oldu.

İstatistikler bize şunu söylüyor: Yangınların büyük bir kısmı insan kaynaklı.
Yani biz yakıyoruz. Sonra da “çok üzüldük” diyoruz.

Bir Harita Var: Ama O Harita Yeşil Değil
Bugün elimizde yangın haritaları var.
Ege Bölgesi kırmızı noktalarla dolu.
Her kırmızı nokta bir yara.
Her yara bir ihmalkârlık.
Her ihmalkârlık bir gelecek kaybı.

Peki biz ne yapıyoruz?
Sosyal medyada üzgün emojiler…
Bir iki paylaşım…
Sonra hayatımıza devam.
Orman ise devam edemiyor.
Çünkü o yanınca geri dönüşü onlarca yıl.

Yangın Sezonu Diye Bir Gerçek Olmamalı
“Yangın sezonu” diye bir kavramın olması bile utanç verici.
Bu şu demek: Biz yangını kabullenmişiz.
Oysa olması gereken şuydu; Yangın öncesi bilinç. Yangın öncesi eğitim. Yangın öncesi hazırlık.
Biz ne yaptık?
Yangın çıktıktan sonra keşke hikâyeleri yazdık.
İyi ki devletimizin imkanları her an hazır
İyi ki kahraman orman işçilerimiz var.
İyi ki kahraman itfaiyecilerimiz var 
İyi ki kahraman gönüllü halkımız var 
herkes canını ortaya koyuyor.
Ama asıl farkındalık ve bilinçle yangının hiç çıkarmamasını sağlamak.
İşte bu yüzden “Orman Haftası” çok değerli,her birey ve şirket tüm sorumluluğu üstüne alarak bu haftayı en büyük verimle kutlamalı.

Bu bir Sorumluluk Meselesi
Ben bu noktada şunu açıkça söylüyorum:
Bu mesele sadece devletin değil.
Bu mesele hepimizin.
Ve ben kendi adıma bir duruş koyuyorum:
Ege Orman Vakfı’nı her fırsatta destekliyorum.
Çünkü ağaç dikmek sadece bir etkinlik değildir.
Bir vicdan hareketidir.
Bir fidan diktiğinde aslında şunu diyorsun:
“Ben bu dünyadan sadece tüketerek gitmeyeceğim.”
Ama yetmez.
Fidan dikmek, yanan bir ormanın acısını telafi etmez.
Bu bir başlangıçtır.
Asıl mesele korumaktır.

Geçmişten Bugüne: Nerede Hata Yaptık?
Eskiden köylerde bir bilinç vardı.
Bir ateş yakıldığında başında beklenirdi.
Bir sigara izmariti yere atılmazdı.
Çünkü insanlar doğayla yaşıyordu.
Bugün?
Doğadan kopmuş bir nesil var.
Orman piknik alanı oldu.
Ama sorumluluk alanı olmadı.
Eğitim sisteminde doğa bilinci yüzeysel kaldı.
Medya, yangını haber yaptı ama öncesini anlatmadı.
Ve biz… Hep sonrasında konuştuk.

Ne Yapmalıyız? (Ama Gerçekten Yapmalıyız)
Bu yazıyı sadece duygusal bir metin olarak bırakmak istemiyorum.
Çünkü duygu yetmez. Eylem gerekir.
Şunları yapmak zorundayız:
Okul öncesinden başlayarak doğa bilinci eğitimi verilmelidir.
Her şehirde “yangın farkındalık haftası” aktif şekilde uygulanmalıdır.
Piknik alanlarında ciddi denetim ve yaptırımlar artırılmalıdır.
Yerel halk, yangın gönüllüsü olarak eğitilmelidir.
Medya, biz gazeteciler sadece yangın anını değil, öncesini ve nedenlerini de işlemelidir.
Ve en önemlisi: İnsan, doğaya tekrar ait olduğunu hatırlamalıdır.
Orman Yandığında Sadece Ağaç Yanmaz
Bir orman yandığında… Toprak susar. Gökyüzü kararır. İnsan küçülür.
Ve en acısı: İçimizde bir şey eksilir.
Tarifi olmayan bir boşluk.
Çünkü biz o ormanda büyüdük.
Belki farkında değildik ama…
O da bizimle büyüdü.

Gelecek: Hâlâ Mümkün mü?
Evet. Ama şartla.
Eğer bugün değişirsek.
Eğer “yangın sezonu” demekten vazgeçersek.
Eğer çocuklara doğayı sevdirirsek.
Eğer sadece konuşmaz, harekete geçersek.
Ege yeniden yeşerir.
Muğla yeniden çam kokar.
Ege Bölgesi yeniden masal olur.

Bu Bir Yazı Değil, Bir Çağrı
Bu bir köşe yazısı değil aslında.
Bu bir çağrı.
Kendime.
Sana.
Hepimize.
Bir gün bir çocuk bize şunu soracak:
“Ormanlar neden yok oldu?”
O gün cevap verebilecek miyiz?
Yoksa sadece susacak mıyız?
Ben susmak istemiyorum.
Bu yüzden yazıyorum.
Bu yüzden söylüyorum:
Ormanı korumak, geleceği korumaktır.
Ve gelecek…Yanmasın.
Yoksa bir gün gelecek ve Ağaçlar bizden şikayetçi olacak...
Bu çok ağır bir vebal!...